TÜRKİYE

Türkiye'de Çay Kültürü, Türkiye veya resmî adıyla Türkiye Cumhuriyeti (Türkiye Cumhuriyeti), başkenti Ankara olan ve eski Dünya karaları denilen Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının birbirine en çok yaklaştığı noktada bulunan ülke. Ülke topraklarının bir bölümü Anadolu Yarımadası’nda, bir bölümü ise Balkan Yarımadası’nın uzantısı olan Trakya’da bulunur. Ülkenin üç yanı Akdeniz, Karadeniz ve bu iki denizi birbirine bağlayan Boğazlar ile Marmara Denizi ve Ege Denizi ile çevrilidir.

Komşuları;

Yunanistan, Bulgaristan, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan (Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti), İran, Irak ve Suriye’dir. Türkiye, günümüzde bağımsız altı Türk devletinden biridir. Ülkedeki en yaygın din İslâm’dır, fakat devletin resmi dini yoktur. Ülkenin resmi dili Türkçedir.

Oğuzlar, bugün Türkiye (Halk Latincesi’nde “Türklerin Yurdu” anlamına gelen Turchia kelimesinden türemiştir) olarak bilinen alana 11. yüzyılda göç etmeye başlamıştır. Göç, Selçukluların Bizanslılar karşısında elde ettikleri Malazgirt Zaferi’yle hızlanmıştır. Birçok küçük beylik ve Anadolu Selçuklu Devleti, Anadolu’yu Moğol İstilasına kadar yönetmiş ve 13. yüzyılda Osmanlı Beyliği Anadolu’yu birleştirerek Doğu Avrupa, Yakın Doğu ve Kuzey Afrika’yı yöneten bir imparatorluk hâline gelmiştir.

I. Dünya Savaşı’ndaki yenilgisinin ardından çöken Osmanlı İmparatorluğu’nun bir çok bölgesi İtilaf Devletleri’nce işgal edilmiştir. Atatürk önderliğindeki genç bir subay kadrosunun örgütlediği başarılı direnişin ardından 1923 yılında nihayet ilk cumhurbaşkanı Atatürk olan Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur.

Türkiye, kadim kültürel mirasıyla demokratik, laik, üniter ve anayasal bir cumhuriyettir. Türkiye, Avrupa Konseyi’ne, NATO’ya, OECD’ye, AGİT’e ve G-20’ye üye olarak Batı Dünyasıyla bütünleşmiştir. 1963 yılından beri Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun imtiyazlı ortağı ve 1995 yılından beri Gümrük Birliği’nin üyesi olan Türkiye, 2005 yılında Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerine başlamıştır. Türkiye aynı zamanda Türk Konseyi, Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Ekonomik İşbirliği Örgütü gibi örgütlere üye olarak Orta Doğu ile, Orta Asya’daki Türk devletleri ile ve Afrika ülkeleri ile yakın kültürel, politik, ekonomik ve endüstriyel ilişkiler geliştirmiştir.

Avrupa ve Asya kıtaları arasındaki geçiş yolları üzerindeki konumu Türkiye’ye anlamlı bir jeostratejik önem kazandırmaktadır. Türkiye, siyaset bilimciler ve ekonomistlere göre stratejik konumu, büyük ekonomisi ve askeri kabiliyetiyle bir bölgesel güçtür.

TÜRKİYE VE ÇAY

Çay, dünyamızda en az su kadar içme alışkanlığı olan ilk içeceklerden biridir. 5000 yılı aşkın içilen çay için ne methiyeler, şiirler, şarkılar, deyimler hatta sanatın içinde dahi kullanılan vazgeçemeyeceğimiz bir içecek olup şu anda da büyük bir sanayileşmeye doğru devam eden dünyada yetiştirenin de yetiştirmeyenin de bir kültürü olmuştur. Her ülkenin kendine özgü demleme usulü, içme usulü ve sunuş usulü de bulunmaktadır.Çay tüketiminin ülkemizde öyle yüzyıllar öncesine dayanan bir geçmişi olmamasına rağmen bugün siyah çay neredeyse her Türk’ün hayatında olmazsa olmaz bir içecek haline gelmiştir. Ülkemize 1600 yıllarda gelmiş olup fakat üretimine Cumhuriyetten sonra başlanan çay, 1963lere kadar çay talebinin büyük çoğunluğu başka ülkelerden sağlanmıştır.

TÜRKLERİN ÇAY İLE TANIŞMASI

Türklerin çayla resmi anlamda ilk tanışması 19. yüzyıla rastlar. Ancak bunun öncesinde Osmanlı döneminde de ülke dışına çıkmış bazı Türk yazarların eserlerine rastlamak mümkün. Hacı Mehmet İzzet Efendi’nin “Çay Risalesi” adlı eseri bunlardan biri. Bu kitapta yazar çayın çok faydalı bir içecek olduğundan, devamlı içilmesi gerektiğinden ve kendisinin de tiryakisi olduğundan bahseder. Bir çok kaynak Türklerin çayla çok daha önceleri Orta Asya’da bulundukları dönemde tanıştıklarını yazar. Bu kaynaklara göre çay içen ilk Türk de Hoca Ahmet Yesevi’dir.

ÇAY İÇEN ŞİFA BULUR

Hoca Ahmet Yesevi bir gün Hıtay sınırında Türkistan karyelerinden birine misafir olur. O gün hava çok sıcak olduğu için çok yorulmuştur. Evine misafir olduğu Türkmenin komşusunun zevcesi doğum yapmak üzeredir. Türkmen, Hoca Ahmet Yesevi’den dua ister, Ahmet Yesevi de dua eder. Allah’ın izniyle Türkmenin isteği hemen olur. Türkmen bu duruma çok memnun olur. O yörenin önemli bir ikramı olan çay kaynatıp getirir. Hoca Ahmet Yesevi çayı sıcak içince terler ve yorgunluğu gider. Sonra, “Bu şifalı bir şey imiş, hastalarınıza bundan içirin ki şifa bulsunlar. Allah kıyamete kadar buna revaç versin” diye dua etmiştir. İşte çay bundan sonra bütün Türkler arasında kullanılmaya başlamış ve şifa verici bir içecek olmuştur.

HOCA AHMET YESEVİ

OSMANLI’DA ÇAY

Çay ülkemizde ağaç olarak yüz yılı geçen bir zamandan beri vardır. Çay daha önceleri de yurdumuza dışarıdan getirtilirdi. Böylelikle ülkemizde çay tutkun bir hale geldi. Osmanlılar çay hakkında yazılar yazmış ama tarım hakkında bir esere ulaşamadık.

Osmanlı’da çay tarımı ile ilgili olarak kaleme alınan bir şeyler yoktur. Hatta çayın bahçedeki halini ve aşamasını anlatan eserler yazılmamıştır. Asım Zihnioğlu’nun Bir Yeşilin Peşinde adlı eseriyle Türkiye’deki çaycılık, belki de ilk edebi eserini kazandı. Bu eserin her çay giren evde bulunması ve okunması lazımdır. Aşk derecesinde bir sevgi ile çayın macerasını okuyabilirsiniz bu eserde. Mustafa Duman’ın Çay Kitabı adlı eseri de bu doğrultuda derlemelerden oluşan güzel bir çalışmadır. Kısacası çay hakkında iyi bir bilgi edinmek şartı ile gerçekten çayın aşıkları bu kültüre damgalarını vurmuşlardır. Tabi ki bu aşıklar bilinen ve eli güzel kalem tutanlar, bir de eli kalem tutamayan nice aşıklar vardır ki onları buradan anmak ve önlerinde eğilmek istiyoruz. Çünkü çay kültürü ülkemizin bir vazgeçilmezidir.19. yüzyıl sonlarına rastlayan dönemde Doğu Karadeniz halkı kendi yöntemleriyle çayı yetiştirmiş ve kullanmaya, satmaya başlamıştır. Bu durum üzerine devlet bu bitki üzerinden orman vergisi almak istemiştir ancak duruma itiraz edilince 6 Haziran 1879’da bu vergi kaldırılmıştır.

Başbakanlık Osmanlı arşivi Uzmanı Sayın Muhammed Safi’nin araştırmalarına göre,

Ulaşılan belgelere göre, çayın, ülkemizde yetiştirilen ve kendisinden mahsül alınan, yani tarımı yapılan bir bitki olarak düşünülmesi 1894 senesinde olmuştur. Yani II. Abdülhamit zamanında ele alınan pek çok yeni konunun arasındadır, çayın Türk topraklarına getirtilmesi hadisesi 1889 yılında Japonya ya gönderilen ve dönüş yolunda batan Ertuğrul Firkateyni’nden öncesine rastlayan bir dönemde Japonya’dan getirtilen çay tohumları ile Bursa’da ilk çay denemesi yapılmıştır.

İlk girişim 1888 yılında olmuştur.1892 yılında yayınlanan Coğrafyayı Sınai ve Ticari adlı kitapta yer almaktadır. Söz konusu yazılı kaynakta; zamanın Ticaret Nazırı Esbak-ı İsmail Paşanın aracılığı ile Çin’den çay fidanları ve tohumlarının getirildiği ve getirilen bu tohum ve fidanların Bursa ilinde denendiği, ancak çay fidanlarının gelişme göstermediği, aynı çabanın 1892 yılında tekrarlandığı ve ekolojik koşulların çay yetiştiriciliğine uygun olmaması nedeniyle her iki denemeden de sonuç alınamadığı belirtilmektedir.Çay tarımı ile ilgili ilk önemli girişim ise 1917 yılında olmuştur. Batum ve çevresinde incelemeler yapmak üzere, bölgeye aralarında Halkalı Ziraat Mektebi Âlisi Müdür Vekili Ali Rıza ERTENin de yer aldığı bir heyet gönderilmiştir. Yapılan inceleme sonucu hazırlanan raporda, Batum ile benzer ekolojiye sahip Doğu Karadeniz Bölgesinde çay ve narenciye bitkilerinin yetiştirilebileceği belirtilmiştir.

1. Dünya savaşından sonra bölgede yaşanan ekonomik ve sosyal bunalımlar, işsizlik dolayısıyla meydana gelen aşırı göç, bölge insanına gelir kaynağı ve iş alanları yaratılmasını zorunlu hale getirmiştir. Bölgede yaşanan işsizlik, göç ve ekonomik sorunların çözüme kavuşturulması için, 1917 yılında hazırlanan Rapor da dikkate alınarak, TBMM’de 1924 yılında, Rize ili ve Borçka Kazasında Fındık, Portakal, Mandalina, Limon ve Çay yetiştirilmesine dair 407 Sayılı Kanun kabul edilmiştir. Çay tarımı bu Kanun ile yasal güvenceye kavuşturulmuştur. Bu Kanuna göre başlatılan çay üretimi çalışmalarının yürütülmesinde Ziraat Umum Müfettişi Zihni Derin görevlendirilmiştir.

1924 yılından 1937 yılına kadar yapılan çalışmaların olumlu netice vermesi ile Batum’dan 1937 yılında 20 ton,1939 yılında 30 ton çay tohumu, 1940 yılında 40 ton çay tohumu ithal edilerek çay bahçesi tesisi çalışmalarına başlanmıştır.

Mart 1940 yılında çıkartılan 3788 Sayılı Çay Kanunu ile çay tarımı ve üretimi, Girdi ve Kredi sübvansiyonları ile önemli ölçüde desteklenmiş, ayrıca bahçe tesis edeceklere arazi vergisi bağışıklığı ve çay bahçesi ruhsatnamesi alma zorunluluğu getirilmiştir. Bu Kanun yayınlanmasından sonra çay tarım alanları hızla genişlemeye başlamıştır. 1950-1960 yılları arasında tesis edilen çay bahçesi alanı 137.000 dekar üretici sayısı 63.500 kişiye, 1960-1965 yılları arasında ise çaylık alan 214.000 dekar üretici sayısı ise 100.000e ulaşmıştır.

İlk çay fabrikası, 1947 yılında, 60 ton/gün kapasiteli, Rize Fener Mahallesinde, Merkez Çay Fabrikası adı altında işletmeye açılmıştır. Çay tarım alanlarının ve yaş çay yaprağı üretiminin artması çay, işleme fabrikalarının sayısının da giderek artmasını zorunlu kılmıştır. 1973 yılında kurulan yaş çay işleme fabrika sayısı 32ye, 1985 yılında ise 45e ulaşmıştır. 1963 yılına kadar ithalat ile karşılanan iç tüketim talebi 1963 yılından sonra yurt içi üretim ile karşılanmaya başlanmıştır. İlk çay kredisi ise Çay tüketim ve dış alım durumu göz önüne alınarak 30 bin dönümlük bir alan, çay tarımı için ayrıldı ve Ziraat Bankası’nın 5 yıl süreyle üreticiye faizsiz olarak 25 lira kredi vermesi kararlaştırıldı.

4223 Sayılı Kahve Çay İnhisarı Kanunu

Kahvenin yanında çay da bu kanun ile Tekel’e alınmış ve üretilen çaylar Tekel idaresine verilmiştir. Anılan kanunda; çayın devlet tekeli altında olduğuna, bu tekelin Tekel Genel Müdürlüğü’nce sağlanacağına, çayın perakende satış fiyatının yurdun her yanında aynı olacağına ve yaş çay yaprağının kanuni yetkisi olmayanlar tarafından üretilmesi, işlenmesi, satılması, Türkiye’ye sokulmasının 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun hükümlerine bağlı olacağına ilişkin hükümler yer almıştır.

Türkiye de çay tarımı ve sanayi faaliyetleri 1938-1948 yılları arasında Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumunca, 1949-1973 yılları arasında ise Tekel Genel Müdürlüğü ve Tarım Bakanlığı işbirliği ile sürdürülmüştür. Çay tarımı ve sanayisinin ekonomik ve sosyal yönden daha etkin hale getirilmesi amacıyla 1971 yılında 1497 sayılı Çay Kurumu Kanunu çıkarılmış, çıkarılan bu Kanun ile çay ile ilgili tüm faaliyetler, bir İktisadi Devlet Kuruluşu olarak kurulan Çay Kurumuna devredilmiştir.

1973 yılında fiilen faaliyete geçen Çay Kurumu, 1983 yılında çıkartılan 2929 Sayılı Kanunla Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü(Çay-Kur) adı altında bir Kamu İktisadi Kuruluşuna dönüştürülmüştür. Bu Kanun 233 Sayılı KHK ile tadil edilmiştir.

1973 yılından 1984 yılına kadar, Çay-Kur, ülkenin tarım politikasına uygun olarak çay tarımını geliştirmek, kalitesini ıslah etmek ve işlenmesini teknik esaslara göre yürütmek, iç ve dış Pazar isteklerine uygun ürün üretmek gibi konularda tekel konumunda faaliyetlerini sürdürmüştür.

Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü

1982 yılında Kamu İktisadi Kuruluşu (KİK) niteliğine dönüştürülen Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü, 1994 yılında çıkartılan 4046 Sayılı Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 35. maddesi gereğince, İktisadi Devlet Teşekkülü (İDT) statüsüne alınmıştır.

Bugün, sektörde Çay-Kurun 46 adet yaş çay işleme fabrikası, 3 adet paketleme fabrikası, özel sektörün ise 1i kooperatif fabrikası olmak üzere, 230 adet yaş çay işleme fabrikası bulunmaktadır. Çay-Kurun işleme kapasitesi 6.760 ton/gün, özel sektörün işleme kapasitesi ise tahmini 8.746 ton/gündür. Sektörde toplam 15.506 ton/gün işleme kapasitesi mevcuttur.

Elhamdülillah ülkemizde çayın bereketi her geçen gün artmaktadır.

TÜRKİYE ‘DE ÇAY KÜLTÜRÜ

Her on Türk’ten dokuzu her gün çay içiyor ve her üç Türk’ten biri de kendi harmanını yapıyor, istatistikler bunu söylüyor. Şimdi de ülkemizde çay anlayışından bahsedelim. Çay deyince benim aklıma hemen sohbet, dosta sunulan ilk ikram, gelenek, görenek, tavşankanı, semaver, çay bardakları, eski kahvehaneler, simit ve çay, kıtlama ve çay, fındıkkabuğunda çay, kömürde çay, paşa çayı ve en önemlisi de artık günümüzde bile konuşulan ince belli bir çay...

Ülkemizde yedisinden yetmişine yolda birini çevirsen çay desen belki de benim gibi onlarcasını sayar ama sayar çünkü çay artık bizim gerçek kültürümüzdür. Türk insanı çaya bir başka bakar, bir başka sever, bir başka değer verir, huzur bulur çayda, sohbetlerimizde ilk aklımıza çay koymak gelir, bir dostumuz geldiğinde sormadan önüne gururla koyduğumuz ikramımızdır çay, hele ki büyüklerimiz yanımızdaysa hadi oradan bir tavşankanı çay koymadınız mı derler. Acıktığımızda simit de sever Türk milleti ve yanında olmazsa olmazı tabi ki çay, çocuklarımız da sevdiğinden ama sıcak içemediğinden dolayı onlara da az soğuk su ilave ederek verilir çay ve adına da “paşa çayı” deriz biz.

Çayın ikramında elbette yöresel farklılıklar da var ve her biri birbirinden güzel. Ülkemizin çay merkezi olan gurur kaynağımız Karadeniz yöremizi gezdim. Fındıkkabuğunda çay demlediler tadı bir başka idi. İçtikçe içeceğim geldi dağlardan gelen berrak su ile birleşince içmenin keyfine doyamadım.

Tokat yöresinde yaygın bir söyleyiş var, “dudak payı”. Çay bardağa konulduktan sonra üzerinde bir miktar boşluk bırakılır ve buna dudak payı denir. Bu boşluğu kimi az bulur kimi çok ve üzerine espriler yapılır. Doğu bölgelerimizi gezdim bir başkadır Türkiye’miz Erzurum’a uğradım mangal keyfi yaptık ve mangalda kömür ateşinde pişen ağır ağır demlenen çayımız geldikçe geldi ama çok içtik yeter bu kadar demeye diliniz varmıyor hele birde doğumuzun meşhuru kıtlama şekerimiz yanında ise doyma keyfine. Gerçi yok istemiyorum deseniz bile son bir bardak zorla çay içirirler ve buna da “cırıldım çayı” derler yani zor çayı. Cırıldım çayını içmemek ise ev sahibine karşı büyük saygısızlık demektir. Erzurum’da çay şekersiz ve açık olarak servis ediliyor, yanında da kıtlama şeker olur, makasla ya da ucundan ısırarak bu şekerden bir parça dil altına alınır ve çay yudumlanır. Ülkemizin başka bölgelerinde ise daha fazla çay istemediğini belirtmek için bardağın üzerine çay kaşığı kapatılır.

KITLAMA VE ÇAY

Türkiye ve içecek deyince bir yabancıya sorsanız Türk kahvesi der. Ancak ülkemizi ziyaret eden biri Türk çayının Türk kahvesinin tahtına çoktan oturduğunu fark eder. Kahvehane desek de bu yerlerde kahveden çok çay içilmekte. Bunun nedenlerine bakacak olursak çayın kahveden daha ucuz ve hazırlanmasının ve doya doya bol bol içilmesinin daha kolay olmasıdır. Zira 1945 yılından sonraki dönemde ithalatın zorlaştığı dönemde kahve tiryakileri kahve bulmakta zorlanınca çaya yöneldiler. Rize’de yetişen çayın buruk tadını Türk halkı çok sevdi ve hayatının her alanında çaya yer verdi.

ESKİ KAHVEHANELERİMİZ

Türkiye’de hangi ilde hangi köşesinde olunursa olunsun çay ikram edilir ve çaya yılın her dönemi yaz kış doyum olmaz. Hele eski kahvehanelerde nargileler ve yanında demli çaylar gelsin gitsin doyamazsın keyfine çünkü anlatması gerçekten güç yaşayan bilir derler ya evet yaşamak lazım gelir.

Mesire yerlerine gidildiğinde mangalda pişmiş et yenildikten sonra, mangalın üzerine demlik yerleştirip “mangalda çay” keyfi yapmaya Türk halkı bayılır. Sadece piknik günlerinde değil, şehirlerde mangalda çay yapan kahvehaneler de vardır ve mangalda çay severler bu tür yerlerin müdavimleri olmuştur. Ustasının deyimine göre mangalda çay ocakta pişen çaydan çok daha lezzetlidir. Ocak üzerindeki çay en fazla yarım saat sonra acımaya başlar ama mangal ateşi çayı sürekli diri tuttuğundan çayın tadı her daim tazedir.

Bir de günümüze kadar uzanan semaver keyfimiz vardır. Ah o semaverlerin dilleri olsa da anlatsalar semaver başlarındaki muhabbetleri. Eskilerde mevlitlerde, hamam çıkışlarında, kırlara gidildiğinde hatta eğlence yerlerinde dahi semaverler konulurdu önümüze doya doya içerdik olmazsa olmazımız olan çayı. Kelimenin kökeni Rusça’da “kendi kendine kaynayan” anlamındaki “samovar” kelimesinden geliyor. Semaver 19. yüzyıldan itibaren Rusya, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, İran ve Azerbaycan’da yaygın olarak kullanılmaya başlanılmıştır.

Ahmet Yesevi’den gelen mirasla çayın şifalı olduğuna inanıldığı gibi, semaverin de şifa dağıtıcısı olduğuna inanılır hale gelmiştir. İnsanlara bir hayat, muhabbet verici, dertlere deva olarak görülür. Semaverin şifa dağıttığına o kadar inanılırdı ki hamam çıkışında ve mevlitlerde insanları rahatlatmak için semaver kaynatılır ve çay içilirdi. Semaver edebiyatımızda da başlı başına bir yer tutmaktadır. Semaver şifahaneye benzetilmiştir.

Tabi zaman ilerledikçe yerini daha pratik olduğu için de semaverin yerini çaydanlık dediğimiz zarif malzemeler aldı ancak Van, Erzurum, Samsun-Yeşilköprü, Amasya’da bugün de üretimi yapılmaktadır. Çaydanlık kelimesinin kökü Farsçadan girmiş dilimize. Aslında “çaydan” kelimesi “çaylık” anlamına geliyor. Fakat biz dilimize alırken yine de sonuna bir ek daha getirmişiz, bu da oldukça enteresan. Çaydanlık genellikle metalden yapılma iki parçadan oluşan bir malzemedir. Alt kısmı daha büyüktür, üst kısmı zaman zaman porselenden de yapılır. Her parçanın geniş bir ağzı ve kapağı bulunur. Çay dökmeyi kolaylaştıracak açıda yapılmış birer kulp ve ibriği de vardır. Günümüzde çaydanlığın elektrikli olanları da kullanılmaktadır. Bu sistem kettle nin üzerine bir de demlik eklenmiş halidir. Hele şimdi bakıyorum da çeşit çeşit boy boy ve insan hangisini alacağını şaşırıyor. Elbet hangisinde güzel demlenir bu kişiye göre değişir. Bana kalsa eski düzen her daim başkadır.

Günümüzde dillerden eskilerden beri düşmeyen bir şey daha var ince belli bardaklarda çay. Sapı yoktur bu bardakların ve camı da incedir beli gibi. Kışın çay içinizi, bardak da elinizi ısıtır. Yazları da iki parmakla tutulur ve hafifçe içilir. Çay sohbetlerinde çay kaşıklarının çay bardağına çarpması sesi sohbetlere de ayrı bir hava verir. Günümüzde çeşit çeşit çay bardakları üretiliyor, çayı çok içenlerde çay servis edeni sürekli getir götür etmekten kurtaran yeni çay bardakları var, bunlar daha büyük ve duble çay içilebiliyor.

Bir başka olur elbet o zarif duruşu ile anlatılması bile bir başka ruh veriyor insana. Çay ve ince belli bardak birbirlerine o kadar çok yakışıyor ki bir de içenin zarif elleri ile buluştuğundaki yolculuğu seyredilmeye değer başka bir bakış. Çay kazanları da çay servisinin çok yoğun olduğu kahvehanelerde, çay ocaklarında vb yerlerde kullanılır. Her zaman sıcak su sağlayacak su tankı ve üzerine yerleştirilmiş demlikten oluşur.

Çay kaşığımız da kültürümüze özgüdür. Dünyanın diğer ülkelerinde çay kaşığı denildiği zaman tatlı kaşığı akla gelir, Türk kültüründe ise çay kaşığının ebatları daha küçüktür, zira bizim çay bardaklarımız dünyanın kullandığı bardaklardan daha küçük ve zariftir ve sığması için çay kaşığı da böyle üretilir. Cam, paslanmaz çelik, gümüş kaplama çay kaşıklarımızdan bazılarıdır. Çay tabağı da çay bardağının olmazsa olmaz tamamlayıcısıdır. Porselen, melamin, cam, kesme, metal çeşit çeşittir. Çay tabağı deyince akla ilk kırmızı beyaz melamin tabakları gelir. Kırmızı rengi çayı daha tavşankanı gösterir, beyaz yerleri de çok demli görünmesini engeller.

Çay süzgeci de Türk çay kültüründe olmazsa olmazlardandır. Kimse çayının içinde dolaşan yapraklar görmekten hoşlanmaz. Bardağın üzerine yerleştirilen süzgeçler olduğu gibi demliğin emziğine yerleştirilen telli tip, demliğin iç kısmına yerleştirilen ve kap şeklinde demliğe koyulan süzgeçler de bulunmaktadır.

İş yerlerinde çay ocaklarında bulunan bir diğer malzemede çay askısıdır. Çay dağıtan kişiye de “askıcı” denir. Çok sayıda çay bazen üzerinde üzerine minik metal kapaklar kapatılmış bardaklar ve üçer tane de şeker, askıcı çaylarını bu şekilde dağıtır. Farklı metallerden yapılır. Bazen ağzı tümden kapalı, bazen bir bölümü açık bazılarında da tamamen açık olur. Sapının yukarıdan olması bu tepsiyi çok kullanışlı yapar, kalabalık yerlerden, merdivenlerden kıvrakça geçilip müşteriye ulaşmak için birebirdir.

TÜRK USULÜ ÇAY DEMLEME

Türkiye’de çay demlerken çayı gerçekten çok seven herkesin denediği, karar kıldığı ve arkadaşları arasında övünç sebebi olan kendine özgü bir usulü vardır. Ama genel manada çay demlemenin Türk’çesi şöyledir; çay hazırlanırken iki ekipman vardır, çaydanlık ve demlik ya da semaver ve demlik. Bizim çayımızda olmazsa olmazlarından eskilerden öğrendiğimiz çayı demlerken demliğin önce sıcak olması. Demlemeden önce bazıları en baştan çayın üzerine bir miktar da su koyar ve böylece çayın kavrularak demini vermesini sağlarlar. Bazıları da çayı soğuk suyla yıkarlar ki çayın çok küçük taneleri tozları aksın ve çay berrak olsun. Yumuşak ve taze su çaydanlıkta kaynatılırken demlik de bunun üzerine oturtularak buharla ısıtılır. Kaynayan su içindeki oksijenini fazla kaybetmeden içine çay yaprağı konulmuş demliğin üzerine dökülür. Türkler tarafından en çok tercih edilen çay çeşidi Doğu Karadeniz’de yetiştirilen siyah, dökme(kırık) çaydır. Çaydanlığa su takviyesi yapıldıktan sonra tekrar ocağa yerleştirilir ve demlenmeye bırakılır. Çayın acımaması için çok uzun demlenmeye bırakılmaz. Demleme süresi için herkesin farklı bir görüşü vardır.

Bu süreler 4 dakika ile 30 dakika arasında değişir ancak ideal olanı 15 dakikadır. Buna karşın; çayın acıyıp tadının bozulmasını önlemek için; demledikten sonra, çayı süzdürüp başka bir demliğe boşaltmıyoruz o da işin ayrı bir yanı. Aslında ideal olan demlendikten sonra yaprakları alıp ısıtmaya o şekilde devam etmektir.

Servis edilirken de demlikten biraz dem konulur üzerine de seyreltmek için çaydanlıktan kaynamış su eklenir. Şeker ayrı servis edilir, isteğe göre atılır. Türk halkı eskiden çayı çok şekerli tüketirken son yıllarda şekersiz çay içen kişi sayısı giderek artıyor ve dolayısıyla demin rengi de açılıyor. Çayın hazırlanışında kalite kriteri olarak söylenegelen bir deyim vardır “tavşankanı” tadı da rengi de belirleyen bir ölçüttür. Çayın rengi bordo-kırmızı arası, kokusu, berraklığı, burukluğu ona göre olmalıdır. Kullanılan çayın kalitesi hangi sürgünden yapıldığına bağlıdır. En kaliteli çaylar ilk sürgünlerden, elle toplanan ve üst yapraklardan genç tomurcuklardan yapılan çaylardır.Ülkemizin özellikle Doğu illerinde tüketilen çayın aroması daha serttir. Burada çaylar “kaçak çay” diye bilinen ve aroması daha farklı, acılık oranı yüksek Sri Lanka veya İran çayıyla harmanlanarak tüketilir. Bazen de direk kaçak çay demlenir. Bunun yanında Erzurum kişi başına en çok çay tüketilen ildir ancak çay tüketim miktarı azdır. Bunun nedeni Erzurumluların çayını açık seviyor olması. Ülkemizde alışıla gelmeyen ve demleme tekniğine de ters düşen poşet çay. Özellikle Amerikan icadı olan bu usul normal çaya, bitki çaylarına kadar poşetlere sokularak tüm dünyaya dağılmıştır. Fakat demlenen çayın tadını bilen hiç kimse asla buna itibar etmeyecek kadar iyi bilir.

Çayın servis usulü evlerde bir başkadır dışarıda bir başka. Ev halkının kendi günlük kullandığı bardağı, kaşığı demliği kısaca seti farklıdır, misafir geldiği zaman kullanılan set başka. Misafirler için kullanılanlar daha süslü ve kaliteli olur. Eve gelen misafir çok samimi değilse demlik mutfakta kalır ve bardaklar boşaldıkça servis eden mutfağa gider ve “çayı tazeler”. Misafir sayısı çoksa birden fazla ve geniş hacimli demlikler kullanılır. Dilimlenmiş limon da çayın yanında, şeker gibi servis edilir ve isteyen alır. Limon çaya C vitamini takviyesi sağlar ve tadını yumuşatır. Çay servisine misafirlerin en büyüğünden başlanır. Kahvehaneler de Türk çay kültüründe çok önemli bir yere sahiptir. Birçok Türk erkeğinin hayatında önemli yere sahiptir. Emekliler, işsizler, iş çıkışı gelenler kahvehanelerde çaya doyarlar. Aile çay bahçeleri ise ailecek gidilebilecek yerlerdir ve özellikle yaz akşamlarında Türk halkı bu yerlere gidip çay içmeyi çok sever. Ailecek dostlarla görüşülür ve çayın yanında çekirdek de mutlaka vardır.

1) Türk Usulü Buzlu Çay

Çay demi uygun bir kaba boşaltılır,

Özellikle buzlu çay yapmak için çay demlerseniz, demlendikten sonra demi bir an önce posadan ayırmalısı önerilir.

İçine ağız tadına göre şeker konularak karıştırılır,

Dem açılıncaya kadar normal su ilave edilir.

Limon kabuğu ile birlikte hazırlanan solisyonda Mikser ile çırpılır.

İçmek için soğutmak üzere buzdolabına bırakılır.

Soğuduktan sonra buzlu çay limon kabuklarından arındılır. Servise sunulur.

Afiyet Olsun.

2) Dondurulmuş Siyah Çay Küpleri

Çayı demleyip ve oda sıcaklığına kadar soğutunuz

Soğumuş demi bir buzdolabının buzluğu içindeki buz kalıbına dökünüz

Buz kalıbı üzerine siyah çayda sevdiğiniz aromaları içeren gıdaları; limon, nane yaprağı vb koyup buzluğa yerleştiriniz.

Sıcak yaz günlerinde su bardağına tercih ettiğiniz demlilik oranına göre bu “dondurulmuş siyah çay küplerinden” koyup üzerine musluk suyu ilave edip içiniz.

Dünyada çay demlenen her yer Türkiye’dir!

Taha Süren’in bir yazısını okudum ve çok hoşuma gitti, kitabımda yer vermekle bu yazıyı yazdığı için teşekkür etmek istedim;

Çay olmasaydı halimiz nice olurdu diyordum. Dostluklar, muhabbetler nasıl kurulurdu? Akşamları evlerinde oturan aileler nasıl huzura ererdi. Paydos etmiş işçiler, başka neyden tekrardan güç toplayabilirlerdi?

Çay deyince;

Bağ anılarımı hatırlarım. Yazları, ailem ve akrabalarım, üç kuşak birden bağa gidilirdi. Orada dut toplardık. Sepet sepet, poşet poşet dutlar. Belki on tane, kocaman dut ağacı vardı bağımızda. Dutlar toplanıp tasnif edildikten sonra, oturulur piknik yapılır, adeta akrabalar arasında bir şura gerçekleşirdi. Termosta getirilen çaylar, bu muhabbetlerin baş tacı idi. Açık havada, tarlada, bağda bahçede yenen, içilen nimetin lezzeti, tadı bambaşka olur. Doğa, insanı acıktırır.

Çay deyince;

Cami bahçesinde oturmuş, ezanın okunmasını bekleyen ihtiyar cami cemaatini hatırlarım. Kendileriyle muhabbet etmek, çocukluğumun en büyük keyiflerindendi. Hem ben ciddiye alındığım için seviniyordum, hem onlar beni sevimli buluyor, hayat enerjileri artıyordu. Karşılıklı bir ünsiyet kurmuştuk böyle. Ve bu zamanlarda bana hep çay ısmarlama yarışına girerlerdi. Ben de hiç hayır demedim. Oralete hep burun kıvırdım, hep çay içtim.

Çay deyince;

Menzil’i hatırlarım. Akşamları şifalı, sımsıcak çorbadan içtikten sonra, çay ocağına doğru insanların oluk oluk yöneldikleri zamanları... Ben de kendimi bu kalabalığın içine atar, çay ocağında demli bir çay içerdim. “Kurbanlar, var mı çay içen?” diye dolaşan sakilerin ellerinden...

Çay deyince;

Dostlar, arkadaşlar ile oturduğum masalar, tahta iskemleler gelir aklıma. Biz, ne kurup ne batırdıysak, çay masalarında oldu bunlar. Bizi çay masalarından sordu dostlar. “Falanca yerdeyim, çay içiyorum” dedik. “Hadi bu akşam çaya inelim” dedik. Bütün ciddi ve ağırbaşlı meseleleri çay eşliğinde konuştuk. Başka bir şeyi hiç yakıştıramadık ağzımıza. Elimizde en güzel çay bardağı durdu. Bittikçe istedik. Geceyarısı oldu “kazanın dibinden koy usta!” dedik. Tahta masaların altına arta kalan közlerden koydurup soğuğa rağmen saatlerce oturmayı bildik. Çay ve muhabbet uğruna yaptık bütün bunları.

Çay deyince;

Dolmabahçede, boğazda, sarayburnunda, galatada, izmir kordonda, urfa balıklı gölde, kapadokyada, malazgirte bakarken ve uludağ’da o muhteşem manzaraya bakarak çayı yudumladığım gün ve geceler aklıma geldi.

Çay deyince;

Orhan velilerin, tevfik fkretlerin ve tüm İstanbul aşığı şairlerin, yazarların boğaza karşı çaylarını yudumlarken hissettiklerini hep hissetmek geliyor aklıma bende buralarda çayı yudumlarken.

ÇAY PAPARASI NEDİR BİLİR MİSİNİZ?

Ülkemizde bebek mamaları ülkemize girmeden önce bebeklerimizin vazgeçilmez bir besinidir. Anne sütü yeterli olmayan bebeklere eskiden büyüklerimiz ılık çaya bir parça peynir ve ekmek doğranarak yapılan bir besin kaynağıdır. Hatta bu gün yaşı 40’ın üzerinde olup da bunun tadına bakmayan insanımız yoktur.

CENAZELERDE ÇAY NİÇİN VERİLİR BİLİYOR MUSUNUZ?

Ülkemizin geleneklerinden biri de bu dünyada vakti saati gelmiş Allahın rahmetine kavuşmuş bir yakımız olduğunda ve o kişinin defin işlemlerinden sonra taziyeye gelen tüm misafirlere çay ve helva dağıtmaktır. Fakat bu adet bana gençlik yıllarıma kadar bir tuhaf gelmekteydi. En acı günümüzde neden çay ya da helva hep merak etmekteydim. Bir gün çok yakın dostum ve çok sevdiğim bir kardeşim Arzu Hanım bana bunun bilimsel bir açıklamasını yaptığında hem şaşırdım hem de büyüklerimizin gerçekten belki de farkında olmaksızın büyük bir hayır ya da ne yaptıklarını bildiğini anladım. Konu şu idi, böyle merasimlerde kişiler üzgün oldukları için ruhsal çöküntü altında kaldıkları hatta kan şekerinin de düşük olması sebebiyle o merasim anında kişi gerçekten kendinden geçiyor ve sağlık açısından da ayakta zor durmaktadır. Bu sebeple dağıtılan çay ruhumuzu dinlendirmesi ve kan şekeri üzerindeki olumlu etkisiyle verilmektedir. İşte böyle günlerde acımızı hafiflettiği için ayrıca bize yakın bir dosttur.

GELENEK VE GÖRENEKLERİMİZDE ÇAY

Düğünlerimizde

Cenazelerde

Çay saatlerimizde 5 çayı

Kızın bir yakınına onu tanımak için gidildiğinde

Kısacası çay hayatımızın her aşamasında her halükarda içtiğimiz vazgeçemediğimiz tek şeylerden biridir.

İŞYERLERİNDE NEDEN ÇAY PAYDOSU VERİLİR?

İŞ KANUNDA AÇIKÇA BELİRTİLMİŞ İŞÇİLERİN ÇAY VE DİNLENME

PAYDOSU VAR.

İçerdiği kafein nedeniyle çayın dinlendirici özelliği olduğu belirtiliyor.

Çayda bulunan özel teanin(tanen) maddesi, beynin alfa dalgaları yaymasını teşvik ediyor.

Bu dalgalar, uyuşukluk yapmadan dinlenme özelliğine sahip... Kafein, sinir sistemini uyarıyor ve damarların gelişmesini, kan devrinin hızlanmasını sağlıyor.

Çay içenlerde zihin açıklığı oluyor.

ÜLKEMİZDEKİ ÇAY HAKKINDA

Karadeniz Bölgesinin geçim kaynağıdır çay. 1917 yılında Ali Rıza ERTEN, Batum ve Kafkasya ‘da incelemelerde bulunmuş, Doğu Karadeniz Bölgesinde Çayın yetiştirilebileceğini bir raporla bildirmiş ve 1924 yılında Ziraat umum mufettişi Zihni DERİN tarafından çay fidanı yetiştirilmeye başlanmıştır.

Doğu Karadeniz Bölgesi, hem toprak bakımından, hem de iklim bakımından çay bitkisi için çok elverişlidir. Çay bahçelerinde, zirai mücadele gerektiren zararlılar bulunmadığından herhangi bir tarımsal ilaç kullanılmamaktadır. Bu sebeple Türk çayında herhangi bir zirai ilaç kalıntısı bulunmamakta ve dünyadaki en tabii çay konumunda bulunmaktadır.

Ülkemizde çay ürünü Mayıs - Ekim arasında 6 aylık süre içerisinde üç sürgün şeklinde hasat edilirken, diğer üretici ülkelerde bu süre 9 ile 12 ay devam etmektedir. Doğu Karadeniz Bölgesinde 767.000 dekar çaylık sahada yaklaşık 204.082 üretici çay tarımı ile uğraşmakta, yıllık yaş çay ürünü rekoltesi iklim ve tarımsal teknik koşullara bağlı olarak 850-950.000 ton arasında değişebilmektedir.

Çay üreticilerinin %80’i 0,5 - 5 dekar, %17’si 6 - 10 dekar, %2’si 11-15 dekar, % 1’i 16-30 dekara kadar çaylık alana sahiptir. Çay tarımı çoğunlukla küçük aile işletmeciliği şeklinde yapılmaktadır. Çay, tropikal bölgelerde ve iklim bakımından nemli olan, çok yağışlı sıcak alanlarda yetişmektedir. Bu şartlara sahip, deniz seviyesinden yüksek bölgelerde daha kaliteli ürün alınır. Bitkinin yetişebilmesi için yağmurun, özellikle gelişme devrelerinde, muntazam ve devamlı olarak yağması gerekir.

Çay bitkisi kireçsiz bol asitli toprakları sever. Türk Çayının üretimi modern teknoloji kullanılarak yapılmaktadır. Üretim aşamalarının hiçbirinde kimyasal madde veya herhangi bir katkı maddesi kullanılmamaktadır. Çaykur üretimde doğadan aldığı saflığı tüketicilerinin bardağına kadar korumayı ilke edinmiştir. Doğanın Yeşili ile Denizin mavisinin buluştuğu yer olan RİZE ve yöresinde yoğun bir şekilde yetişen bu ürün her sabah kahvaltımızla bizimle beraberdir...

ÇAY BİTKİSİ Latince adı, Camelia sinensis olan çayın anavatanının Yukarı Brimanya olduğu kabul edilir. Buradan da kuzey doğuya ve güney batıya yabanıl olarak yayıldığı düşünülmektedir. Günümüze gelinceye kadar çayın başlıca çeşitleri olan Assam ve Çin çaylarından çok sayıda melez oluşturulmuştur. Bugün yaklaşık 1500 çeşit çay vardır. Çin çay bitkisinin almaşık dizilişli derimsi yaprakları, en çok 12 cm uzunluğunda, 2 cm genişliğindedir.

Mızrak biçimindeki yaprakların kenarları dişli, kimi zaman hafif kavislidir. Assam çayının yaprağı ise ovaldir ve uca doğru incelir. Çin çayına göre daha sulu olan yapraklarının uzunluğu 15-25 cm’yi, genişliği 10 cm’yi bulabilir. Çin çayı 3-4 m uzayabilirken, Assam bitkisinin boyu 8-15-30 m’yi bulabilir ve budanmadığı zaman bir orman oluşturabilir. Fakat ürünün kolaylıkla toplanabilmesi için bu bitkilerin boylarının 2 m’yi geçmesine izin verilmez. Purning denilen bu işlem sayesinde yoğun bir bitki tabakası oluşur. Tarım alanının iklimi ve deniz seviyesinden uzaklığı, çayın kalitesini belirleyen önemli etkendir. Çin çeşidi, karakteristik yapısı nedeniyle daha çok ılımlı bölgelerde yetiştirilmeye uygundur. Assam çeşidi ise, sıcak bölgelerde de yetişir.

Günümüzde Çin ve Assam bitkilerinden çok sayıda melez oluşmuştur. Böylece hem has hem de dayanıklı farklı türler elde edilir. Bunların en önemlisi çok dayanıklı bir ürün olan Assam melezidir. Bu çayın bir fidanı yılda yaklaşık 200 gr ürün verir. Çayın aromasının yoğunluğu, her şeyden önce tarım alanının denizden yüksekliğine bağlıdır. Çay bitkisi ne kadar yüksekte yetişirse, aroması o kadar iyi olur.

Deniz seviyesinden 2400 m yükseklikte yetiştirilen Seylan Çayı, üretimindeki zorluğu ve yoğun aroması nedeniyle, son derece değerlidir. Çayın tadını ve kalitesini belirleyen başka bir özellik de, hasat sırasında en üstte bulunan iki yaprakla çay filizinin elle koparılmasıdır. İklim ve toprak gibi sürgün adı verilen çay hasatları da çayın tadının farklılaşmasında etkendir. Çay yaprağında yaklaşık %12 oranında tabaklama maddeleri ve %4 oranında kafein vardır. Çay tadını ve uyarıcı etkisini bir alkoloid olan kafeine borçludur.

Çay bitkisinin yaprak uçları ve üstteki yaprakları daha çok kafein içerir. Yaş Çay Yaprağı Theacea familyasının Camellia sinenensis (Thea sinensis L.) türüne giren kültür bitkileri üzerindeki genç sürgünlerin ucunda oluşan, tepe tomurcuğu ile bu tomurcuğun altındaki taze ve körpe birinci ve ikinci yapraklardan oluşan, lif vermeyen ve usulüne uygun olarak toplanan filizlerdir. Bu iki tam yaprak ve bir tepe tomurcuğundan oluşan çay sürgününe iki buçuk yaprak denir.

Tomurcuktan henüz ayrılmamış, sap ve ayası oluşmamış, gelişme durumundaki yapraklar da tomurcuktan sayılır. Yaş çay yaprağı, sağlam, temiz, tam, ezilmemiş, pörsümemiş, solmamış, küflenmemiş olmalı, üzerlerinde güneş yanığı, hastalık ve zararlıların izleri ve aşırı nem bulunmamalı, aralarında ve üzerlerinde hiç bir yabancı madde olmamalı, kendine özgü renk ve kokuda, taze ve körpe görünüşlü olmalıdır.

Üç Buçuk Yaprak: Üç buçuk yaprak, üç tam yaprak ve bir tepe tomurcuğundan oluşan çay sürgünüdür. Çok Yapraklı Filiz: Bir tepe tomurcuğu ve üçten fazla tam yapraktan oluşan çay sürgünüdür. Kör Yaprak: Tepe tomurcuğu hiç oluşmamış veya gereğince gelişmemiş iki veya daha çok yapraklı çay sürgünüdür. Taze Kör Yaprak: Çay yapılabilecek ölçüde taze olan kör yapraktır.

Kart Kör Yaprak: Çay yapılamayacak kadar kartlaşmış olan kör yapraklardır. Taze Tek Yaprak: Çay sürgünlerinden herhangi bir sebeple koparılan veya ayrılan çay yapraklarıdır. Kart Yaprak: Kesimin gecikmesi sonucu çay yapılamayacak kadar kartlaşmış olan iki buçuk yapraklı sürgündür.

DÜNYA ÇAY ÜRETİMİNDE TÜRKİYE

Dünyada, ülkemizin de içinde bulunduğu 40 kadar ülkede çay tarımı yapılmaktadır. Dünya çay üretimi (siyah ve yeşil) yaklaşık 2.800.000 tondur. % 28.3 ile Hindistan birinci, % 23.6 ile Çin ikinci, % 9.6 ile Kenya üçüncü, % 9.1 ile Sri Lanka dördüncü % 6 ile TÜRKİYE beşinci ve 23.4 ile diğer ülkeler yer almaktadır.

Türkiye Çay tarım alanlarının genişliği bakımından üretici ülkeler arasında 6. sırada, Kuru çay üretimi bakımından üretici ülkeler arasında 5. sırada, Yıllık kişi başına tüketim bakımından dünya ülkeleri arasında 4. sırada yer almaktadır.

Dünya üzerinde çay iki şekilde tüketilmektedir: %75 siyah çay diye tabir edilen fermente edilmiş çay, %25 yeşil çay diye tabir edilen fermente edilmemiş çaydır. Peki çay nasıl yoplanıyor? İşte Çayın toplanmasına “Çay makası” diye adlandırılan, kesici bıçaklı, torbalı ve çift kollu makineler kullanılmaktadır. Çay toplamanın zevki bir başkadır. Çay toplarken fıkra anlatmalar, şarkı söylemeler her zaman karşılaşılan eğlencelerdir Rize’de.

Türkiye’deki Çay Tüketimi Rakamları

Her yüz Türk’ten 96’sı her gün çay içmektedir. Türkler günde yaklaşık 245.000.000 bardak çay tüketmektedir(Hürriyet, 2010). Bu rakam yılda kişi başına 1250 bardak çaya (yaklaşık 1400 litre veya 3 kg/yıl dökme çay) denk gelmektedir. Türkler çayın %65’ini evde, %13’ünü iş yerinde, %11’ini misafirlikte, %5’ini kafede, %4’ünü kahvelerde ve %2’sini okullarda tüketmektedir. Tüketilen çayın %95’i ağırlık bazında klasik, siyah dökme çaydır, geri kalan %5lik (900.000.000 poşet çay/yıl) pay poşet zayıflama çayı ve yeşil çay, kuşburnu, ıhlamur ve adaçayı bitki çaylarıdır.Poşet çay pazarı, her sene %20-25 civarında artmaktadır. Poşet çaylar daha ziyade çalışan, okuyan, eğitimli, orta üst gelirli, kentli tüketiciler tarafından tüketilmekte, zayıflama çayları 25 yaş üstü kadınlar, yeşil çay ise daha ziyade erkekler tarafından tüketilmektedir. Form ve zayıflama çaylarına karşın Türk insanının %85’i çayını şekerli içmektedir.

TÜRKİYE’DE BİTKİSEL ÇAYLAR

Türkiye’de siyah çayın yanında bitkisel çaylar da tüketiliyor. Bitkisel çay içimi günümüzde yükselen bir trend. İnsanlar sağlıklı olmak içi, kilo vermek isteyenler hastalanıldığı zaman şifa bulmak için birçok bitkisel çay içiliyor. Çocuklara siyah çay yerine kahvaltılarda ıhlamur, adaçayı gibi bitkisel çaylar veriliyor. Türkiye’de yerel olarak tüketilen bitkisel çaylardan ıhlamur, rezene, nane limon, sinameki, papatya, adaçayı sayılabilir. Bunun dışında çay firmaları bu saydığımız bitkilerden ve bunların dışında daha birçok bitkinin harmanından oluşan bitkisel çaylar üretiyor. Form çayı olarak tüketilen bitki çaylarının yanında meyve çayları da oldukça tüketiliyor. Böğürtlen, elma, kuşburnu gibi. Bunun yanında daha sağlıklı olması dolayısıyla yeşil çay da bitkisel çaylar gibi tüketimi artmaya devam ediyor.

Türkiye’de İçilen Bazı Bitkisel Çaylar ve Faydaları

Elbette bitki çaylarını saymak ve faydalarını yazmak sadece bir kitap eder ama burada bşr kaçından en azından bahsedeceğim.

Sarı Kantaron

- Hazmı kolaylaştırıyor

- Mide yanmalarına iyi geliyor

- Heyecanı yatıştırıyor

- Uykusuzluk durumunda rahatlatıcı etkisi var

- Kendinizi daha iyi hissetmenize yardımcı

- Sarı Kantaron’dan hazırlanan eriyik yaralarda yanıklarda, harici olarak kullanılabilir

Adaçayı

Antiseptik özelliği var

Direnci artırır

Hafızayı açar

Canlandırıcı etkisi var

Bulantıyı kesiyor

Hazım sistemini düzenliyor

Göğsü yumuşatıyor

Sinirleri yatıştırıyor

Cilde iyi geliyor

Biberiye

Kabızlığı gideriyor

Sindirim sistemine uyarıcı etki yapıyor

İdrar söktürüyor

Baş ağrısına iyi geliyor

Dolaşımı canlandırır

Vücuttan zehirli maddeleri atmaya yardımcı olur.

Defne

Antiseptik özelliği var

Hazmı kolaylaştırıyor.

Uykusuzluk problemine yardımcı oluyor

Saç dökülmesini engelliyor

Rahatlatıcı etkisi var

Melissa

Antiseptik özelliği var

Gerginliği alır, uyumaya yardımcı olur

Gazı giderir

Terlemeyi sağlıyor

Mideyi rahatlatır, hazmı düzenler

Kişniş

Gaz gideriyor

Hazmı kolaylaştırıyor

Ülkemizde çay denince akla boğaz gelir, çay ocakları gelir, eski sohbethaneler gelir ve derin bir ahhh çeker insanın içinden. Dünya modernleştikçe bazı özel duygular bitiyor gibi. Bu sebeple ben de bu eserimizde bazı unutlmaması gerekenleri sonsuza kadar hatırlatmak adına ele aldım. Umarım Türk kültürünün yanında tüm dünyanın da unutulmaya yüz tutmuş hatıraları eserimizde canlanacaktır. Kitabımız İçin Lütfen tıklayınız

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

Okunma 9219 defa

Yorum Ekle

Gerekli olan (*) işaretli alanlara gerekli bilgileri girdiğinizden emin olun. HTML kod izni yoktur.

Tweet DünyaÇayEvi

Parse Error: Specification mandate value for attribute data-aria-label-part
04:37PM May 28